|
|
|
| Çağrı Merkezi |
| 233 12 17 |
| Hafta İçi 09:00 / 18:30 |
|
 |
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de Engelli Çocuklar
TÜRKİYE’DE ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARIN REHABİLİTASYONU VE ÖZEL EĞİTİMİ
Tıbbi Tanılama
Özel eğitimde ilk ve temel ilke “tanılama”dır. Özel eğitim hizmetlerine gereksinimi olan bireylerin uygun eğitim programlarına yerleştirilmeleri tanılama süreciyle başlamaktadır. Tıbbi ve eğitsel tanılamalar sonucu özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine gereksinimi olduğu belirlenen özürlü bireyler, özelliklerine uygun eğitsel düzenlemelere yerleştirilirler.
Ülkemizde tıbbi tanılamadan hastaneler sorumludur. Özürlü bireyin tanılanması bazı hastanelerde ekip çalışması sonucunda, bazılarında ise yalnızca doktorlar tarafından yapılmaktadır. Tanılama sonucunda kimi özürlü bireyler hiçbir yönlendirme hizmeti almadan evlerine gönderilmekte, kimileri ise Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’ne, özel eğitim okullarına ya da özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarına yönlendirilmektedir. Bu nitelikte yapılan tanılama eğitim önlemlerinin alınması bakımından yetersiz kalmaktadır. Çünkü özürlü bireylerin engeli aynı olsa bile yetersizlikten etkilenme düzeyleri ve bunun bireyler üzerinde yaratmış olduğu olumsuz etkiler farklı olabilmektedir. Buna bağlı olarak özürlü bireylerin eğitim gereksinimleri de değişebilmektedir.
Sorunlar
- Özel, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden veya edecek olan özürlü bireyler için eğitsel tanılamayı da içeren sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastanelerde eğitsel tanılamayı yapmaya yetkili personel istihdamı bulunmamasına rağmen, bu görev beklenmekte ve özürlü aileleri bu taleple hastanelerden eğitsel tanılama ve yönlendirme yapılmasını istemektedirler. Bu nedenle yalnızca tıbbi tanılama yapmakla yükümlü olan sağlık personeli ile aileler arasındaki sorunlar nedeniyle zorlanan görevlilerin raporlarda görev alanları ile uygun olmayan eğitsel değerlendirme kararları vermek zorunda kalarak özürlülerin eğitiminde yanlış yönlendirmelere neden olması,
- Sağlık kurulu raporları baz alınarak eğitsel yerleştirmelerin yapılması,
- Tıbbi tanılama sonuçlarının raporlarda ayrıntılı olarak yer almaması, mental retardasyon (MR), motor mental retardasyon (MMR) gibi genel tanılamaların yaygın olarak kullanılması, neden ve sonuçlarını göz önüne alan tanımlamanın yapılmaması,
- Risk ve gelişim geriliğinin erken dönemde belirlenebilmesi için tıbbi tanılama ekibinde yer alan personelin engel grupları hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması,
- “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporu Hakkında Yönetmelik” gereğince verilen sağlık kurulu raporu, Bütçe Uygulama Talimatı gereğince istenen sağlık kurulu raporu yerine geçebilmekle birlikte; Bütçe Uygulama Talimatına göre eğitim yardımlarının ödenmesi için verilen sağlık kurulu raporunun her yıl yenilenmesinin istenmesi,
- Aileye tıbbi tanı sonrası yeterli ve anlaşılır açıklamanın ve yönlendirmenin yapılmaması, özellikle genetik tarama gerektiren durumlarda tanılama süreci içerisinde ailenin yönlendirilmemesi,
- Tıbbi tanılaması yapılmış her özürlü bireyin hemen eğitsel tanılama için yapılandırılmış merkezlere yönlendirilmemesi,
- Erken alınan önlemlerle engellenebilecek özür türlerinin erken tanılaması için genel tarama programlarının eksikliği ya da yaygın olmaması,
- Hastane ortamında yapılan psikolojik ve gelişimsel test uygulamaları için uygun ortamın ya da materyalin bulunmamasıdır.
Eğitsel Tanılama
Eğitsel tanılama ise tıbbi ve psikometrik veriler dikkate alınarak, yetersizliğin eğitim sürecini etkilemesi olasılığının belirlenmesi ve bireyin dil, bilişsel, duygusal, sosyal ve motor beceri düzeylerine ilişkin bilgilerin toplanarak bir karara varılması sürecidir.
Eğitsel değerlendirmedeki amaç, bireyi etiketlemek, özel eğitim kurumlarına sevk etmek değil; bireyin eğitsel gereksinimlerini yeterli ölçüde karşılayabilecek kararların alınabilmesini kolaylaştırmak; çocuğun neleri yapıp neleri yapamadığını belirlemek, diğer bir deyişle özel eğitime gereksiniminin saptanmasıdır. Böyle bir değerlendirme sonucunda; birey bir sınıfa dahil edilmemekte ve belirlenen gelişim ve belirli disiplin alanlarındaki eğitsel özelliklerine ya da performans düzeyine göre bireysel ve / veya grup eğitim programlarından yararlanması, uygun eğitim kurumlarına yerleştirilmesi sağlanmaktadır.
Sorunlar
- 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve buna dayalı olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’ndeki eğitsel tanı ve değerlendirme konusundaki düzenlemelerin, alanda çalışan kişilerce tam olarak bilinmemesi,
- Yönetmeliklerde eğitsel tanı ve değerlendirmenin nerede yapılacağı yer almakla birlikte uygulamada tanı ve değerlendirmenin gerçekleştirilmesinin hastanelere ve özürlünin yönlendirildiği merkezlerin insiyatifine bırakılması,
- Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde eğitsel tanılama ve değerlendirme süreci için çoklu disipliner yaklaşımlı bir ekibin yapılandırılamamış olması,
- Eğitsel tanı, izleme ve değerlendirme sürecinin devamlılığını sağlamak amacıyla özel özel eğitim kurumlarında da benzer bir eğitsel izleme ve değerlendirme ekibinin oluşturulmamış olması,
- Eğitsel tanılama sürecinde bireyin tüm gelişim alanlarındaki özelliklerinin saptanabilmesi için gerekli ölçme araçlarının bulunmaması; ailenin ve sosyal çevrenin özelliklerinin göz önünde bulundurulmaması,
· Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde her engel grubuna ve çoklu engele sahip bireylere göre uygun testlerin, değerlendirme materyallerinin ve bu test ve materyalleri uygulayabilecek uzmanların bulunmaması,
· Eğitsel tanılama ve değerlendirmede kullanılan formal testlerin periyodik olarak güncelleştirme çalışmalarının zorunlu hale getirilmemiş olması,
· Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde ölçme ve değerlendirme amacıyla kullanılan ortamların ses yalıtımı, ısı, ışık gibi özellikler yönünden uygun fiziksel düzenlemelerin yapılmamış olmaması,
- Rehberlik ve Araştırma Merkezleri, özel eğitim kurum ve kuruluşları, hastaneler ve aileler arasında iş birliği ve eş güdümün kurulmamış olması,
· Tanı ve değerlendirmenin belirli bir süre içerisinde tamamlanamamasının eğitime başlamada zaman kaybına neden olması,
· Bağ-Kur tarafından gelişim ve eğitim yardımının verilmemesi ya da sosyal güvencesi olmayan ailelere bu tip bir yardımın sağlanamaması,
- 27/07/1973 tarihli ve 7/6913 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı Ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği’nce verilen özürlüler için verilen eğitim, gelişim, rehabilitasyon ve tedavi yardımlarının enflasyon oranında arttırılmaması,
- Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ve Sosyal Sigortalar Kurumu arasında iş birliğinin oluşturulmaması sonucu ailelere yapılacak eğitim yardımları için hala sağlık kurulu raporunun isteniyor olması,
- Özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim gören özürlülerin ailelerine eğitim, gelişim ve tedavi yardımının ödenebilmesi için Maliye Bakanlığının, bireyin eğitimden yararlanıp yararlanamadığını veya yine bu sürede durumunda gelişme olup olmadığının belirlenmesi işlemini eğitsel tanı ve değerlendirmesi yapılan kurum yerine tıbbi tanılama yapan hastanelerden istemesidir.
YERLEŞTİRME VE İZLEME
Yerleştirme, çocuğun durumu ve düzeyine uygun bir eğitim kurumuna gönderilmesi sürecidir. Yerleştirme, erken eğitim, hastane eğitimi, evde eğitim gibi eğitim programlarının yanı sıra okul öncesi eğitim, temel eğitim ve mesleki eğitimi de içermektedir. Eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi, özel eğitim gereksinimleri belirlenen bireyler için yerleştirme kararını alır. Yerleştirme kararındaki temel amaç, özel eğitim gereksinimli birey için en uygun programı belirlemektir.
Yerleştirme kararı verilen özel eğitim gereksinimli bireylerin izlenmesi belirli aralıklarla yapılmalı ve gerek duyulduğu takdirde uygulanmakta olan eğitim programında değişikliğe gidilmeli ya da yeni eğitim programları geliştirilmelidir. Kurumlara yerleştirilen öğrencilerin izlenmesi, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde oluşturulan “Eğitsel Tanılama-Değerlendirme, İzleme Ekibi” ile il bazında “Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu” ve kurum düzeyinde “Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu”nun iş birliği ile yürütülmelidir. Yönetmelikte “öğrencinin kaydettiği gelişmeler kayıt tarihinden itibaren en az üç aylık izleme süreci sonunda raporlaştırılır. Kurumlardaki Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu; uygun yerleştirilmediği düşünülen öğrenci için doğrudan Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu’na başvurabilir. Rapor uygun bulunursa, Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu, eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi ile iş birliği kurarak yeni değerlendirme sürecini başlatır. En geç bir ay içerisinde Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Kurulu’na sonucu bildirir” denilmektedir.
Her aşamada yapılan tanılamalarda, bireyin eğitsel performans düzeyi belirlenir, gelişim alanlarındaki özellikleri değerlendirilir ve bu değerlendirme sonuçları dikkate alınarak özel eğitim amaçları ve hizmetleri planlanır. Bu sürecin her aşamasında ailenin yazılı onayının alınması gerekmektedir. Aile, yeni bir değerlendirme isteğinde bulunabilir, ancak Özel Eğitim Kurulu’na on beş gün içinde itirazını bildirmek zorundadır.
Yerleştirmenin bireyin engelinden çok özel eğitim gereksinimlerine göre yapılmasına dikkat edilerek, engel durumu normal eğitim kurumlarından yararlanabilecek düzeyde olan bireylerin öncelikle normal eğitim kurumlarına yerleştirilmesi kararının alınması uygun görülmektedir.
Sorunlar
· Yürürlükte olan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin, 573 sayılı Özel Eğitim Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname'ye uygun olarak yeniden düzenlenmemiş olması,
· Yönetmeliklerin tam olarak bilinmemesi ve uygulayıcılar arasında görüş birliğinin oluşamaması nedeniyle uygulamada sorunlar ve yanlışlıklar yapılması,
· Özel eğitim ve rehabilitasyon kurum ve kuruluşlarının açılış izinlerini farklı merkezlerden almaları nedeniyle, yerleştirme ile ilgili uygulamalarda Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu arasında iş birliği ve eş güdümün sağlanamaması,
· Grup eğitimi alması uygun görülen özürlü bireylerin yerleştirilmelerinde, özel eğitim gereksinimlerine ve performans düzeylerine özen gösterilmemesi,
· Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nce kaynaştırma eğitiminden yararlanması uygun görülen özürlü bireylerin sınıfların kapasitesine, fiziksel donanımlarına, eğitim ortamlarına, personel sayılarına ve niteliğine dikkat edilmeden yerleştirilmeleri,
· Özürlülere hizmet veren tüm kurum ve kuruluşların sayısı, hizmet verdiği engel grubu, niteliği ve kapasitesi hakkında bilgi akışının gerekli merkezlere düzenli olarak aktarılmaması,
· Kaynaştırma programına yerleştirme kararı alınan bireylerin yerleştirildikleri eğitim merkezinde/okulundaki eğitimcilerin konu ile ilgili bilgilendirilmemeleri ve gerekli destek hizmetlerin verilmemesi,
· Özel eğitimden ve destek hizmetlerden yararlanacak özürlü bireyler için resmi özel eğitim okullarının/rehabilitasyon merkezlerinin ve nitelikli özel özel eğitim kurumlarının sayılarının yetersiz olması,
· Kaynaştırma okullarına yerleştirilen ve ayrıca özel özel eğitim kurumlarında destek eğitim alan bireyler için Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile kurumlar ve okullar arasında gerekli iş birliği ve eş güdümün sağlanamaması,
· Tüm özürlü bireylere hizmet veren kurum ve kuruluşlara yerleştirilen özürlü bireylere yönelik izleme ve değerlendirme ölçütlerinin ve hizmetlerin yetersiz olmasıdır.
ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİ
Okul Öncesi Dönemi Özürlü Çocukların Özellikleri
Okul öncesi eğitim çocukların en hızlı öğrendikleri dönem olan 0-6 yaş dönemini kapsamaktadır. Çocuklar bu dönemde daha hızlı ve kalıcı bir şekilde öğrenirler. Bu dönemde çocuk, çevresindeki kişilere, olaylara ve ortamlara, kendine özgü duyuş, düşünüş ve davranış biçimlerinden faydalanarak uyum sağlayabilir. Yani çocuk bir yandan kendi varlığının bilincine varırken, öte yandan toplumun ondan neler beklediğini, kendisinin topluma neler verebileceğini (nasıl katkıda bulunabileceğini) öğrenebilir. Çocuk bu dönemde içinde yaşadığı toplumun gelenek ve göreneklerini öğrenebilir ve uygun davranışları geliştirebilir. Kendi yaşamını kolaylaştıracak ve toplumda daha bağımsız yaşayabilmesini sağlayacak günlük yaşam ve öz bakım becerileri de bu dönemde kazanılmaktadır.
Çocuklar davranışları, duygu ve düşünceleri ile gelişim özellikleri bakımından yetişkinlerden farklı, değişime yenileşmeye açık son derece alıcı kendilerine özgü varlıklardır. Erken dönemde uyarıcılarla karşılaşmaları için uygun eğitim ortamlarının sağlanması son derece önemlidir. Yapılan araştırmalara göre 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişmenin% 50’sinin 4 yaşına, % 30’unun ise 4 yaşından 8 yaşına kadar oluştuğu, 18 yaşına kadar gösterilen okul başarılarının % 33’ünün 0-6 yaşına kadar aldıkları eğitime bağlı olduğu görülmüştür
Özürlü yada özürlü olma riski olan bebekler okul çağına kadar evde bakıldıkları için gereksinimleri toplumun gözünden kaçmakta, aileler tüm bakım ve ilgilerine rağmen tıbbi gereksinimleri dışındaki ihtiyaçlarını karşılayamamaktadırlar. Dolayısıyla evde bakım ve sağlık dışında hizmet verilmemekte, bebeklerin gelişmeleri beklenmektedir. Bu bebekler okul çağına geldikleri zaman yetersizlikleri iyice belirginleşmekte ve yaşıtlarıyla aralarındaki fark iyice artmaktadır. Bu bebeklerin okula hazır olmalarını beklemek yerine, onları okula hazır hale getirebilmek için erken eğitim programları hazırlanmakta ve bunlar yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Özürlü çocukların temel becerileri kazanmasında, sosyal kabul görmede okul öncesi eğitimin önemi büyüktür. Bu konuda yapılan araştırmalarda okul öncesi dönemde kaynaştırma programlarına katılan özürlü çocukların daha sonraki yıllarda topluma uyumunu kolaylaştıracak temel iletişim becerilerini kazanma fırsatı bulabildikleri görülmüştür.
Bu dönemde verilen eğitim basit, yalın ve çocukların anlayabileceği şekilde (seviyelerine uygun olarak) planlanır ve uygulanır. Eğitimin temel amacı, bireylerin içinde yaşadığı topluma dengeli bir şekilde uyum sağlamasıdır. Bu genel amaçtan yola çıkılırsa, okul öncesi eğitimin; çocuğun bedensel, ruhsal, bilişsel ve sosyal gelişimini sağlayarak, ileriki yıllarda uyumlu bir yaşam sürmesi için gerekli olan temelleri sağlıklı bir şekilde oluşturmayı amaçlamaktadır.
Okul öncesi eğitimde, çocuğun bir yandan doğuştan getirdiği yetenek ve özellikler geliştirilerek kendini gerçekleştirmesi sağlanırken, diğer taraftan topluma verimli ve üretken bir şekilde katılımı güvence altına alınmış olur. Özürlü çocukların ise bu eğitimden faydalanmaları bu çocuklarda öz bakım ve günlük yaşam becerilerinin kazanımı yanında, paylaşma, yardımlaşma, işbirlikçi davranış ve sorumluluk duygusunun kazandırılması gibi sosyal becerilerin de öğretilmesi açısından önemli görülmektedir.
Erken dönemde eğitimin özel gereksinimi olan çocuklara etkileri ile ilgili araştırmalar incelendiğinde; erken çocukluk eğitimi programlarına katılan bebeklerin katılmayanlara göre gelişimlerinin hızlandığı, bilişsel, sosyal ve dil becerilerinde artış olduğu, hatta fiziksel gelişimlerinin bile farklılaştığı görülmektedir. Böylece yaşamın ilk yıllarında verilen programlı ve sistematik bir destekle çocukların tüm kapasiteleri ortaya çıkarılabilmekte ve temel eğitim için alt yapı hazırlanmış olmaktadır.
Ülkemizde özel eğitim çalışmaları genellikle okul çağı çocuklarını kapsamakta, 6 yaştan küçük özürlü/riskli bebekler ve çocuklar için gerekli önlemler alınamamaktadır. Çok sınırlı sayıda olan erken eğitim programları birkaç üniversitede genellikle gelişim takibi şeklinde yapılmakta, pek çok aile bu programlara ulaşamamaktadır. Böylece çocuklar okul çağına geldiğinde yaşıtlarıyla aralarındaki fark daha da açılmaktadır. Bu çocuklar okul yaşamlarında da başarısız olmaktadırlar.
Erken çocukluk eğitiminin temel amacı, her çocuğun gelişiminin kendi koşullarında en yüksek düzeye ulaştırmak ve güçlendirmektir. Okul öncesi programlar ise, çocukların bireysel farklılıklarını göz önünde bulunduran ve bu farklılıkları müfredatla bağdaştırabilen programlardır.Okul öncesi programlarda ilköğretim programlarından farklı olarak, derslerden çok duyusal keşifler, ifade becerileri ve aktif katılım önemlidir. Bu programlarda öğretim ürünlerinden çok öğretim sürecine önem verilir. Öğretmen tüm bunların gerçekleşmesi için çocuklara fırsatlar verir ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklarla diğer çocuklar arasındaki etkileşimi güçlendirir. Programların dışında anaokulu dönemindeki kaynaştırmayı önemli kılan başka faktörler de vardır. Okul öncesi dönemdeki çocuklar doğal, açık, samimi ve meraklıdırlar. Birbirlerine ön yargı olmadan yaklaşırlar. Spontan arkadaşlıklar kurarlar, soruları doğal bir meraklılığı gösterir, samimi cevap verildiğinde farklı olan arkadaşlarını kolayca kabul ederler. Onların bu özellikleri özel gereksinimli akranları ile daha kolay etkileşimde bulunmalarına ve sosyal entegrasyona yardımcı olur.
Ayrıca erken bir dönemde birlikte eğitim almak özel gereksinimli bireylerin kendilerini farklı hissetmelerini ve buna bağlı uyumsal davranış sorunlarının oluşmasını da engelleyecektir. Tüm bunlar okul öncesi kurumların ve okul öncesi programlarının entegrasyon sürecindeki önem ve gerekliliğini göstermektedir.
Erken Çocukluk Eğitimi Programları
Özel eğitim kapsamı içindeki bireylerin, toplumun üretken bireyleri olabilmesi, topluma kazandırılması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesi erken dönemde uygun eğitim programlarına yerleştirilmeleri ile mümkündür.
Özürlü bireylerin topluma tam katılımlarını sağlayabilmek için ayrı, sınırlı, yapılanmış özel programlar geliştirip uygulama yerine, normal akranları ile aynı eğitim ortamlarından yararlanarak, durum ve özelliklerine uygun Bireyselleştirilmiş Eğitim Programları (BEP) ile yetiştirilmelerini sağlayacak düzenlemelere gidilmesi temel yaklaşım olarak benimsenmelidir.
Uygun eğitim; bireyin ve ailenin bireysel ihtiyaçlarını ve ilişkili faktörleri içine alacak şekilde tanımlanmış eğitimdir. Uygun eğitim, bireyin tüm gereksinimlerini; konuşma ve dil gelişimi, fiziksel gelişimi, bilişsel gelişimi, sosyal ve duygusal gelişimi, öz bakım becerilerinin gelişimini; mesleki gelişimini sağlayacak şekilde planlanır. Bu planlama sürecinde birey ve ailesinin iletişim modeli, çocuğun lisan seviyesi, iletişim yetenekleri, çocuğun sosyal becerileri, kişiliği, duygusal durumu, eğitimsel yetenekleri, aile durumu, ailenin gereksinimleri ve çocuğu için eğitimsel hedefleri gibi ilişkili faktörler dikkate alınır.
Etkili bir erken çocukluk eğitiminin hedefleri şöyle sıralanabilir:
• Temeli okuma yazma ve diğer etkileşim yetenekleri olan dinleme, konuşma ve oynama aktivitelerinin gelişimini sağlama
• Çocukların duygularını ifade edebilmelerinin gelişimini sağlama
• Çocuğun kelime dağarcığını geliştirme
• Çocuğun kendileri ile ilgili olumlu duygularını geliştirme ve öğrenme becerilerini geliştirme
• Karar verme becerilerini geliştirme
• Çocuklara çevrelerindeki dünyayı algılama ve anlama fırsatları sağlama
Kurum Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi
Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının yetişkinlikte bireyin kişilik yapısını, tavrını, alışkanlıklarını, inanç ve değer yargılarını biçimlendirdiğini göstermektedir. Doğumdan sonra aile bireyleriyle sıkı duygusal bir iletişim içinde bulunan çocuk üçüncü yaşına doğru yaşıtlarıyla bir araya gelme, oyun gruplarına katılma ihtiyacı duyar. Çocuk kendini kabul ettirmeyi, paylaşmayı, başkalarını kabul etmeyi, haklarını korumayı ve başkalarının haklarına saygıyı bu grup oyunlarında öğrenir. Böylece ben merkezli dünyadan sosyal yönelimli bir duyarlılığa geçer.
Çocuğun bütün bu yeteneklerini geliştirebileceği ortamları da okulöncesi eğitim kurumları sunar ve çocuğun bütün bu gelişimlerine katkıda bulunur.
Okulöncesi eğitim 0-72 ay çocuklarının gelişim düzeylerine ve bireysel özelliklerine uygun zengin uyarıcı çevre imkânları sağlayan onların bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini destekleyen kendilerini toplumun kültürel değerleri doğrultusunda en iyi biçimde yönlendiren ve ilköğretime hazırlayan temel eğitim bütünlüğü içerisinde yer alan bir eğitim sürecidir.
0-6 yaş dönemindeki çocuklara hizmet veren kurumlar (0-2 yaş kreş) (2-4 yaş Yuva) (4-6 Anaokulu) (6 yaş Anasınıfı) (0-6 yaş kreş ve gündüz bakımevi) vb. gruplanabilir. Bu kurumlar Eğitim, Çalışma ve Sağlık Bakanlıklarının sorumluluğunda faaliyet gösterirler. Eğitim faaliyetinden kurum öğretmeni sorumludur. Belirlenen plân ve programlar doğrultusunda uygulamalar yürütülür. İzlenen programlara göre gün içinde bazen öğretmen, bazen çocuk, bazen her ikisi de etkin olur.
Ailenin çocuk eğitimine katkısı kabul edilmesine rağmen bu programlarda çoğu kez uygulamaların dışında kalır.
Kurum merkezli erken çocukluk eğitimi konusunda SHÇEK tarafından “Erken Çocukluk Gelişimi Destekleme Projesi” adı altında bir proje yürütülmektedir(EK.2).
Aile Merkezli Erken Çocukluk Eğitimi
Erken yaşta gelişmeyi önleyen elverişsiz ortamlar toplumsal eşitsizlikleri güçlendirmektedir. Elverişsiz ortamda büyüyen çocuklar çevrenin olumsuz şartlarından hızlı etkilenir ve kendilerinden daha iyi konumdaki çocukların gerisinde kalırlar. Kurum merkezli erken çocukluk eğitim programlarının yeterince başarılı olamamasının nedeni olarak ailelerin çocuklarıyla yeterince ilgilenmemeleri çocukları iyi eğitim veremedikleri düşüncesi ana baba eğitim programlarının geliştirilmesini ihtiyaç duyurmuştur. Bu uygulamalar daha çok ana babalara çocuk bakım ve eğitimi konusunda bilgiler veren kurslar düzenleme ve bu kurslara ana baba adayların, ana babaların katılımının sağlanmasıdır. Aile katılımındaki ilk hedef ana-baba eğitimidir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük bölgelerde bu ihtiyaç daha da artmaktadır.
Aile merkezli bu programlar çocuğun çevresine destek vermeyi amaçlar. Çocuğun bakımı ve gelişimini üstlenen kişileri çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda aydınlatır ve bilgi aktarır. Dolayısıyla bu programlar ana babaları ya da bu rolü üstlenmiş kişileri aydınlatır. Çocuğun gelişiminde etkin kılar. Diğer bir deyişle aile merkezli erken çocukluk eğitimi direkt çocuğa sunulan bir eğitim olmayıp ev ortamını hazırlayarak çocuğun tüm gelişimini etkileyecek kişilere yöneliktir.
Okul Öncesi Eğitiminde Entegrasyon
Eğitim çağındaki özel gereksinimi olan bireylerin büyük çoğunluğunun orta derecede yetersizliğe sahip olmaları nedeniyle, akran gruplarından ayırmadan, onlarla birlikte, ancak kendi performans düzeyleri ve yeteneklerine göre bireysel eğitim programları ve destek hizmetler sağlanarak entegrasyon programından yararlandırılmaları uygundur.
Entegrasyon; özel gereksinimi olan bireylerin, gereksiniminin tipine, derecesine ve kullanılacak kaynakların tanıdığı olanaklara bağlı olarak, mümkün olduğunca normal okul programlarına yerleştirilmeleri ve yaşıtlarıyla eşit eğitim koşullarında birlikte eğitilmeleri süreci olarak da tanımlanabilir.
Özel gereksinimi olan çocuğun gereksiniminin türü, derecesi ve sahip olduğu uyumsal davranış repertuarı çok önemli olmakla birlikte, özürlü çocukların entegrasyon programına alınmaları için en uygun dönem okulöncesi yıllarıdır.
Araştırmalar göstermektedir ki; okulöncesi dönemde entegrasyon, özürlü ve normal gelişim gösteren çocukları pozitif tutumlar, etkileşim ve öğrenme yönünden olumlu yönde etkilemektedir. Her iki gruptaki çocuk da bu ortamda olumlu tutumlar geliştirmekte ve sosyal etkileşime girmektedir. Özel gereksinimi olan çocuğun dil gelişimi artmakta ve beceri gelişimi hızlanmaktadır. Çocuğun gelişimi açısından kritik yıllar olarak adlandırılan okulöncesi yıllarında, bir okulöncesi eğitim kurumuna devam eden özürlü çocuk; akranları arasında, öğrendiği yeni davranışları uygulama fırsatı bulabilecek, uygun sosyal davranışları geliştirmek için öğretmen ve akranlarını model alarak, toplumda bağımsız yaşam için gerekli becerileri geliştirebilecektir. Özel gereksinimli çocuk, entegre bir okulöncesi eğitim kurumunda potansiyelini azami olarak kullanabileceği, onu mücadeleye sevk eden modellerle bir arada olarak özel eğitim okulundan çok daha fazla ilerleme kaydedebilecek, akranları ile birlikte çeşitli etkinliklerde bulunduğu için kendine olan güveni artacak ve daha geniş bir topluluğa ait olarak olumlu benlik kavramı geliştirebilecektir.
Özel gereksinimli çocuğun, entegrasyon programına dahil edilmesi için, öncelikle ayrıntılı olarak değerlendirilmesi yani var olan performansının belirlenmesi ve onun için en az kısıtlayıcı eğitim ortamının ne olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. Bu, normal gelişim gösteren çocuklarla sadece oyun bahçesini paylaşmadan tüm gün aynı sınıfı ve etkinlikleri paylaşmaya kadar giden farklı entegrasyon düzeylerinde olabilmektedir.
Herhangi bir düzeyde entegre olmasına karar verilen çocuğun ve normal gelişim gösteren çocukların entegrasyona hazırlanması ise dikkat edilmesi gereken diğer bir noktadır. Bu hazırlık; özürlü çocuğun sosyal ve akademik beceriler yönünden belli bir düzeye getirilmesini, normal gelişim gösteren çocukların ise özürlü çocuğu sosyal kabulleri ve olumsuz tutumlarını değiştirebilmeleri için bilgilendirilmelerini içermektedir. Zira, çocuklar arasında etkileşimi teşvik etmeyi amaçlamayan entegrasyonun başarısından söz edilemez. Normal gelişim gösteren çocuklarda tutum değiştirme çalışmalarında ise özürlü çocuklar ile ilgili filmler, hikaye kitapları, grup tartışmaları ve özürlü çocuklara ilişkin canlandırmalar etkili olmaktadır.
Başarılı bir entegrasyon için tüm bunlara ek olarak, öğretmenin, özel gereksinimli çocuklar ve entegrasyonları ile ilgili olumlu tutum, bilgi, beceriye sahip ve bu konuda istekli olması çok önemlidir.
Özürlü ve normal gelişim gösteren çocukların ailelerinin de entegrasyon için hazırlanması gerekmektedir. Bu, özellikle sürece verecekleri katkı açısından büyük önem taşımaktadır.
Bunların yanı sıra, özel gereksinimli çocuğun entegrasyon öncesi ve süresince bireysel olarak desteklenmesi gereklidir. Çocuk, birlikte olduğu akranlarının düzeyinde kalabilmesi ve özel yardıma gereksinim duyduğu becerileri kazanabilmesi için düzenli ve sistemli olarak destekleyici eğitim almalıdır. Bu destek, çocuğun gereksinimine uygun bir uzman tarafından okul içindeki politikalar, uygulamalar, sınıf aktivitelerindeki planlamalar, roller, sorumluluklar, bireysel karakter ve güçler düzeylerinde kaynak odada, özel eğitim merkezinde ya da Rehberlik Araştırma Merkezi’nde sağlanmalıdır. Ancak bu çalışmalar sırasında, çocukla ilgilenen diğer personele de danışılmalı ve onlarla işbirliği yapılmalıdır.
Entegre okulöncesi eğitim programı planlanırken bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir. Program planlanırken gruptaki çocukların sayısı sınıfın büyüklüğüne göre belirlenmelidir. Sınıftaki özürlü ve normal gelişim gösteren çocukların durumuna göre, eğitim ortamının düzenlenmesi yoluna gidilmelidir. Sınıfın alanının (sınıf büyüklüğü ve yerleştirilmesi açısından), mobilyaların, malzeme ve araç gereçlerin hem özürlü hem de normal çocukların gereksinimlerine uygun şekilde planlanması uyarlama ve ilavelerin yapılması gereklidir. Düzenlenen çevre, çocukların deneyimlerini geliştiren ve genişleten nitelikte olmalıdır.
Etkinlik programının düzenlenebilmesi için özürlü ve normal çocukların seviyelerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü çocuklar aynı etkinlikte kendi seviyelerinde deneyim kazanmaktadırlar. Dolayısıyla program etkinliklerinin de her düzeydeki çocuğun katılabileceği şekilde dizisel olarak basamaklandırılması ve çocuklardan seviyelerine uygun bir katılım beklenmesi gerekmektedir. Örneğin; Dramatik oyun etkinliği planlanırken çocukların katılım seviyeleri şu şekilde olabilir: (Düşükten Yükseğe)
1. Bir nesne ile kendi başına oynar, giysileri giyer.
2. Akranlarının yakınında oynar.
3. Diğer bir çocuğun oyununda pasif rol alır.
4. Akranlarıyla birlikte, ancak etkileşim kurmadan paralel oyun oynar.
5. Nesneleri ya da koşulları paylaşarak, sözel ya da sözel olmayan etkileşimde bulunarak kooperatif oyun oynar.
6. Rol alarak dramatik oyuna katılır.
7. Çocuklarla bir dramatik oyun başlatır.
Ayrıca eğitim programı esnek, yani çocukların o anki ilgi ve gereksinimlerine göre gerekli uyarlama ve değişikliklerin yapılabileceği nitelikte olmalıdır. Ancak etkinliklerin çocukların tahmin edebileceği belirli bir sırası da olmalıdır. Bu durum esneklik görüşü ile çelişkili gibi görünmekle beraber çocukların etkinliklerin sırasını bilmesi kendilerini rahat hissetmeleri bakımından önemlidir.
Etkinlikler arası geçişler, çocukların ilgisini çekebilecek nitelikte planlanmalıdır. Bunun yanında etkinlikler, çocukların zevk alacağı eğlenebileceği şekilde düzenlenmelidir. Çocuklardan bir ürün oluşturmaları (tamamlamaları) beklenmemeli, etkinlikten zevk almaları ve o etkinlik sırasında kendilerini rahat hissetmeleri sağlanmalıdır. Yetenekleri önemsenmeden çocukların tüm çabaları ödüllendirilmelidir.
Özel gereksinimi olan çocukların okulöncesi dönemde normal sınıflara dahil edilmesi büyük bir zorunluluktur. Ancak, başarılı bir entegrasyon için yukarıda belirtilen koşulların dikkatle bir araya getirilmesi ve ilgili organizasyonların konunun uzmanı ve konu ile ilgili gelişmeleri takip eden profesyoneller tarafından yapılması gerekmektedir.
Entegrasyonun önemli bir gereği olarak kaynaştırma öğrencisine ve öğretmenine destek özel eğitim hizmetleri sağlanmalıdır. Bunlar (a) kaynaştırma sınıfı öğretmenine danışmanlık yapılması, (b) kaynaştırma öğrencisine gerekli durumlarda kaynak odada ek eğitim verilmesi, (c) kaynaştırma sınıfında yardımcı öğretmenlik ve benzeri destek sağlanmasıdır.
Sorunlar
· MEB ve SHÇEK’e ait yönetmeliklerde özürlü bireylerin özellikleri öğrenme yeterlilikleri ve öğrenme hızları dikkate alınarak hazırlanacak ve uyarlanacak programlar için gerekli formatların ve uygulama kriterlerinin olmaması,
· MEB’ na ait mevcut genel programların özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ihtiyaçlarına göre uyarlanabilir nitelikte olmaması,
· Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı hazırlanırken ailenin gereksinimlerinin dikkate alınmaması, ailenin bilgilendirilmemesi ve bunun sonucunda ailenin eğitime etkin katılımının sağlanamaması,
· Üniversitelerde yapılan akademik çalışmaların, kurumların uygulamalarına yansıtılamaması,
· Gelişim geriliği ve özürlü olma riski bulunan bebekler ve çocuklar ve aileleri için erken eğitim programlarının bulunmaması ve yaygınlaştırılmamış olması,
· Kaynaştırma yapılacak kurumların, eğitim ortamı, mimari ve personel düzenlemeleri ile kaynaştırmaya uygun hale getirilmemiş olması,
· Özel eğitim gerektiren bireylere hizmet veren eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin binaların konumu, ulaşılabilirliği ve yapısal durumunun özürlü bireylerin gereksinimlerine uygun olmaması,
· Eğitim programlarının engel gruplarına göre bireyselleştirilememesinin, yerleştirme işlemleri sürecinde aksaklıklara neden olması,
· Kaynaştırma yapılacak kurumlar, özel eğitim kurumları ve Rehberlik ve Araştırma Merkezleri arasında kurumlara yapılacak yerleştirme sırasında gerekli iş birliğinin yapılmayışı ve bunun çocuğun program işleyişini aksatması. |